Değerli kardeşimiz,
“Sahabi, Allah Resûlü (asm)’nü görüp, az dahi olsa sohbetine eren, O’nu dinleyen ve Müslüman olarak vefât eden mü’min insandır.”(İbn Hacer, el-İsabe, 1/7)
Sahâbeler, peygamberlerden sonra, ittifakla insanlığın en büyükleridir. Çünkü onlar, bizzat Allah Resûlü (asm)’nün terbiyesinde yetişmişlerdir.
Sahabelerin hepsi âdil ve salih olarak kabul edilmektedir. Çünkü, hadis rivayetlerinde bütün alimler cerh-tadile tabi tutulduğu halde, sahabeler bundan istisna edilmiş, onların hepsi dürüst, doğru, iyi insanlar olarak kabul edilmiştir.
Ümmetin bu konudaki icmaı -sahabelerin hepsinin cennete giden yolundaki istikameti/sırat-ı müstakimi korudukları hususunda- kesin bir delilidir.
Ayrıca, sahabenin peygamberlerden sonra insanların en faziletlileri olduklarına dair ümmetin ittifakı vardır.
Nitekim, İbn Hazm, kendisi gibi pek çok müçtehid ve imamların kanaatine tercüman olarak: “Sahâbe-i kirâmın hepsi cennet ehlidir.” demiştir. (İbn Hacer, el-İsabe, 1/10)
Bu gerçeği destekleyen bir çok ayet ve hadis söz konusudur. Allah, onları övmüş ve;
mutedil bir ümmet olduklarını(Bakara, 2/143),
Allah ve resulune iman edip tam teslimiyet gösterdiklerini ve büyük ecir kazandıklarını(Âl-i İmran, 3/172, 173),
Allah’ın kendilerinden, kendilerinin de Allah’tan razı olduğunu ve ebedi kalacakları cennetin onlar için hazırlandığını (Tevbe, 9/100) bildirmiş;
Allah’a ve resulune yardım eden sadık müminler olduklarını(Haşr, 59/8),
ihtiyaç içinde bulunmalarına rağmen başkalarını kendilerine tercih ettiklerini ve kurtuluşu hak ettiklerini(Haşr, 59/9),
gerçek muminler olarak bağışlanacaklarını ve ahirette cömertce rızıklandırılacaklarını(Enfal, 8/ 74) haber vermistir.
Hz. Peygamber (asm) de fedakarlıklarını birlikte yaşayarak gördüğü ashabından bahsederken onları;
“insanlik tarihinin en hayırlı nesli”(Buhari, Feza’il 1; Muslim, Fezail 211,212),
“ümmtin en hayırlıları”(Musned, 5/350),
“cehennem ateşinin yakmayacaği kimseler”(Tirmiz, Menakıb 57),
“cennetlikler”(Kenzu’l-Ummal, 11/539) diye tanıtmış,
ayrıca;
“ümmetin onlara ikramda bulunmasını” (Tayalisi, Müsned, s. 7),
“iyilik etmesini” (Müsned,1/ 26),
“kendilerini çekiştirmemesini”(Buhari, Fezail 4) istemiştir.
Sahabeleri hakkında ileri geri konuşanlar için de şu uyarıda bulunmuştur:
“Kim ashabıma söverse, ona Allah lânet etsin. Melekler lânet etsin. Bütün insanların lâneti onun üzerine olsun.” (Mecmau’z-Zevâid, 10/21; Kenzu’l-Ummâl, 11/531)
Bediüzzaman’ın ifadesiyle de;
“Sure-i Feth’in âhirinde sitayişkârane tavsifat-ı Rabbaniyeye mazhar ve Tevrat ve İncil ve Kur’an’ın medh ü senasına mazhar olan sahabelere, fazilet-i külliye nokta-i nazarında yetişilemez.” (Sözler, Yirmi Yedinci Söz’ün Zeyli)
Madem sahabeler ümmetin ittifakıyla sahabe olmayan en büyük evliyalardan daha büyüktür. Öyleyse, Abdulkadir Geylanî, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Gazalî, İmama-ı Rabbanî, hülasa büyük kutuplar ve evliyalar hakkında gösterdiğimiz hüsnü zannı sahabeler hakkında daha fazla göstermemiz, iman şuuruyla mümtaz olmuş akl-ı selimin gereğidir.
Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet